Merhaba!

Son zamanlarda toplumda vejetaryen/vegan beslenmenin yaygınlaştığını, hatta neredeyse hepimizin çevresinde bu beslenme stilini tercih eden insanların olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bu terimleri çok sık duymamıza rağmen, belki de pek çoğumuzun bu kavramlar hakkında kafası karışmış olabilir. Bir yıldan fazladır bitki bazlı beslenen biri olarak, bu sürece beni teşvik eden, sizin de aklınızdaki soru işaretlerini giderebilecek bilgileri derlemek istedim. Gelin bir vejetaryen gözünden bunlara birlikte bakalım!

Sürdürülebilir gıda tüketiminin yollarından bazıları, vejetaryen veya vegan beslenmeden geçiyor. Vejetaryenlik ve veganlık, uluslararası alanda giderek artan bir takipçi kitlesine sahip ve et veya diğer hayvansal ürünleri yemeyi bırakma tercihidir fakat bu tercih sadece gıda seçimlerini etkilemekle kalmıyor, aynı zamanda hayvan refahı ve hayvan haklarıyla ilgili büyüyen bir sosyal hareketin de parçası. Bununla birlikte, et yiyenler ve yemeyenler arasında böyle bir ayrım çizerken, et alımını sınırlayan ancak yine de diyetlerine eti dahil eden ayrı, büyük bir insan grubunu da gözden kaçırmayalım: Fleksitaryenler olarak adlandırılan bu grup “çoğunlukla vejetaryen’’lerdir. Bu terim “esnek’’ ve “vejetaryen’’ kelimelerinden türetilmiştir. Bazen vejetaryenlerin, bazen omnivorlarınkine (hem et hem de otla beslenen canlılar) benzeyen yeme davranışlarıyla, fleksitaryenler geleneksel olarak vejetaryen ve omnivor diyet kalıpları hakkındaki “ya hep ya hiç” görüşlerine meydan okurlar. Vejetaryenler için yemek seçimi genellikle bir yaşam tarzı halindedir ve omnivorlardan daha fazla ekolojik ve politik kaygılar taşırlar. Bu sebeple vejetaryen insanlar hayvansal ürünleri yiyip yememe kararını, omnivorlara göre kimliklerinin daha merkezi ve önemli bir parçası olarak algılarlar (1). Siyah ve beyaz netliğini reddedip griyi seçen fleksitaryenlerin bakış açıları, ete yönelik tutumları ve ahlaki yargıları ayrıca öğrenmeye değer bir başka araştırma konusudur.

Bitki Bazlı Beslenme Türleri:

vejetaryen ve vegan beslenme

Fleksitaryenlik gibi yine hayvansal gıdayla bağlantılı beslenme tiplerini; lakto-ovo vejetaryen, pesketaryen, polotaryen, lakto-vejetaryen, ovo-vejetaryen, vegan ve raw vegan olarak çeşitlendirebiliriz.

Lakto-vejetaryenler et ve yumurtayı diyetlerinden çıkarırlar. Bununla birlikte, süt, yoğurt, tereyağı ve peynir gibi süt ürünlerini tüketirler. Ovo-vejetaryenler seçimlerinde et ve süt ürünleri tüketmezlerken, yumurta yemeyi tercih ederler. Lakto-ovo vejetaryenlerse eti diyetlerinden çıkarırlar ancak hem süt ürünlerini hem de yumurtayı yemeye devam ederler. İnsanlar bu yaşam tarzını birçok nedenden dolayı seçebilirler; bunların en yaygın olanlarından bazıları; bu gıdalardan keyif almak, protein kaygıları ve hayvan refahı açısından benimsedikleri farklı felsefeleridir. Vejetaryenlik kümesi içinde pesketaryen diyetinin vejetaryen olarak kabul edilip edilmemesi gerektiği konusunda bazı tartışmalar vardır. Pesketaryenler; tavuk, domuz ve sığır eti de dahil olmak üzere diğer kara hayvanı proteinlerini diyetlerinden çıkarırken, balık ve kabuklu deniz ürünleri yemeye devam etmeyi seçen bireylerdir. Hayvansal protein tüketimini önemli ölçüde azaltmak isteyen ama protein kaynağı olarak tamamen ortadan kaldırmaya hazır olmayan biri için mükemmel bir seçenek olabilir. Balık ve diğer deniz ürünlerinin özellikle kardiyovasküler sağlık olmak üzere sağlığa yararlarını da düşünürsek, bu gibi hastalıklarla mücadele edenler, deniz ürünlerini düzenli diyetlerinin bir parçası olarak tercih edebilirler. Benzer şekilde, bir polotaryen kırmızı eti ve domuz eti diyetinden çıkaran ancak tavuk, ördek, hindi ve diğer kümes hayvanlarını tüketmeye devam eden kişilerdir.

Vejetaryen ile Vegan Arasındaki Fark

Veganlar genellikle en kısıtlayıcı beslenme felsefelerinden biri olarak kabul edilir. Vegan ilkelerine uymayı seçenler, sadece hayvan etlerini, süt ürünlerini ve yumurtayı diyetlerinden çıkarmakla kalmaz, aynı zamanda tüm hayvansal yan ürünleri de çıkarırlar. Buna bal, jelatin ve kolajen de dahildir. Raw veganlar olarak bilinen bir vegan alt kümesinin de olduğunu belirtmekte fayda var. Bu bireyler sadece çiğ, pişmemiş bitki bazlı yiyecekleri tüketirler. Bu yaşam tarzının genellikle atalarımızın yemek pişirmek için ateşe erişmeden önce nasıl yaşadıklarının bir kanıtı olduğuna inanılır. Bununla birlikte, çiğ vegan diyetinin vegan veya diğer vejetaryen diyetlere ek faydaları olup olmadığı konusunda hala tartışmalar vardır.

Vejetaryen türleri arasındaki bu çeşitlilik göz önüne alındığında, seçim yapmak zor olabilir. Pek çok farklı vejetaryen türü vardır çünkü ‘’bitki temelli’’ (plant-based) olmanın “doğru” bir seçimi veya yolu yoktur. Her kategori, bireylerin kendileri için en iyi olanı, tercihlerini ve yaşam tarzlarını yaşayabilmeleri nedeniyle gelişmiştir. İnsanın kendini hazır olmadığı veya rahat olmadığı bir diyete zorlamaya çalışması yanlış olacaktır. Bunun yerine, küçük değişiklikler yaparak yavaş başlamalı ve istediğiniz gibi farklı seçimler yapmalısınız. Unutmayın ki bu yaşam tarzları her zaman kısıtlayıcı olmak zorunda değil!

vejetaryen

Peki vejetaryen beslenme stillerini neden benimsemeliyiz?

Senelerce, vejetaryenlikle ilgili araştırmalar çoğunlukla bu beslenme stilindeki eksikliklere odaklanmıştı, ancak son yıllarda artık çalışmalar etsiz beslenmenin sağlığa faydalarını doğruluyor. Geçtiğimiz yıllarda yürütülen araştırmalar da vegan/vejetaryen beslenmenin birçok önemli sağlık yararı sağlayabileceğini göstermiştir. Ayrıca bu beslenme modeli, çevreye önemli ölçüde daha az yük bindirirken; hayvancılık endüstrisi çevresel hasara ve iklim değişikliğine sebep olmaktadır. Sürdürülebilir olmayan hayvansal gıdalar sorununu, örneğin böceklere dayalı diyet veya yapay et ürünlerini teşvik ederek çözme girişimleri de olmuştur, neyse ki bu girişimler kültürel itirazlar ve neofobik tepkilerle kamuoyunun reddiyle sonuçlanmıştır. Yine de daha fazla vejetaryen yemek seçenekleri ve büyük ölçüde bitki temelli diyetlere sahip kültürlerin mutfakta artan etkisi sayesinde günümüzde vejetaryen olmak daha çekici ve erişilebilir hale geldi. Eğer siz de 4,5 milyar yaşında olan dünyamızın yaşlandığını, iklim değişikliği, çevre kirliliği, artan hastalıklar ve kıtlık gibi etkilerle kendini gösterdiğinin farkındaysanız; eko anksiyete içerisindeyseniz ve bu beslenme stillerinin sürdürülebilirliğe olan katkısını da göz önünde bulunduracak olursanız, bitkisel bazlı beslenmeyi bir yaşam tarzı haline getirmek oldukça yapıcı bir karar olacaktır. Veyahut bu yaşam tarzının ciddi sağlık sorunlarını önlediğini bilmek ya da hayvan refahı konusunda harekete geçmeyi istemek beslenme stilinizi değiştirmek için yeterli sebeplerdir. Beslenme stilindeki tercihlerimiz hayata bakış açılarımız ve benimsediğimiz felsefelere göre değişkenlik gösterebilmektedir. Bu konuda mutlak doğru aranmaması gerektiğini ve kendimiz için uygun olanı seçebileceğimizi unutmamalıyız.

 

(1) Zhang, M., Zhang, Y., Hallman, W.K., Williams, J.D., (2021). ‘‘Eating green for health or social benefits? Interactions of attitudes with self-identity on the consumption of vegetarian meals among U.S. and Chinese college students’’, China and USA.

https://doi.org/10.1016/j.appet.2021.105652